PDA-LÜLEBURGAZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
PDA-LÜLEBURGAZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2008 Çarşamba


Merhabalar,


Geçen hafta bahçesinde bulunduğumuz eve bir konuk gelmişti. Bizim resmimizi çekti.


Ne kadar sevindik anlatamam.


Pek güzel çıkmamışız ama gün geçtikçe büyüdüğümüzü, göründüğümüzden daha güzelleştiğimizi söyleyebiliriz.


Bir haftadır da size bu resmi göndermiyorlar. Kızıyoruz ama, elden ne gelir, işleri çok galiba. Laf aramızda; ev sahiplerimiz cimri, bir fotoğraf makinesi almamışlar evlerine.


Birileri gelecek te... Fotoğraflarımızı çekecek te... "Alalım, edelim!..." diye hiç konuşmuyorlar bile, neyse...


Bizi en çok heyecanlandıran konuyla başladım size yazmaya. İnanın anlatacak o kadar çok şey var ki...


Önce size Lüleburgaz'a gelen 20 kardeşin 16'sının yaşadığını müjdelemek isterim. Öyle güzel anlaşıyoruz, ne güzel günler geçiriyoruz bilseniz. Birimizin üzerine yanlışlıkla bastı biri, bize göre zayıf kaldı ama o da büyüyecek.


Ev sahiplerimizi geçen hafta bizleri kuru birer çekirdek olarak ektikleri kutumuzdan çıkarıp toprağa ektiler. Uzak kalırız sanmıştık ama birbirimize yakın ektikleri için sevindik. Konuşurken duyduk: "bu fideler daha küçük, biraz daha boylanınca aralıklı ekeriz bir de tahta çakarız yanlarına..." dediler. "Su verdikçe büyürler, kocaman domatesler yaparlar," diye konuşuyorlardı, sanki mecburmuşuz gibi !...


İki gün önce dolu yağdı buralara. Öyle çok korktuk ki bir yerimize gelecek de kırılacağız diye. Neyse ki evin koruması rüzgarla yağan doluyu önledi. Bahçenin uzağında olan kabakların, kavunların ve karpuzların yaprakları delindi, çok bağırdılar. Daha ertesi sabah güneş çıkınca keyifleri yerine geldi sanki.


Bu yıl kabaklar ve domatesler iyi imiş de, biberlerde sorun varmış diyorlardı.


Daha erken aslında böyle konuşmak için. Toprak anamıza ne verirseler onu çoğaltıyor...


Çok fazla yazıpta zamanınızı almayalım.


Sonra yine yazacağız. Ev sahiplerimiz de selam ediyorlar.


Hoşça kalın...

14 Mayıs 2008 Çarşamba

Gökyüzünü ne çok özlemişiz !...

Biz 20 kardeş Lüleburgaz'a gelip toprakla buluştuğumuzda 21 Nisandı. Geçen hafta birkaçımız yapraklarını mavi gökyüzüne uzatmaya başladı. Bu gün de 14 Mayıs ve bizim boylarımız 3 - 4 cm.'e ulaştı.
Sizlere durumumuzu yazacağız diye söz vermiştik de sanki biraz geciktik. Şu an toprağın üzerine çıkabilen 9 kardeşiz. Biz 20 kişi gelmiştik ama...
Hep bekliyoruz ötekilerini de. Çevremizde de bazı yabancılar var. Her gün gelip bizleri dolaşıyor ev sahiplerimiz. Dün konuşuyorlardı, duyduk. Biri "o yabancı otları koparsan iyi olacak" dedi, diğeri de "biraz daha bekleyelim, koparmayalım... ya ot değil de pembe domates ise !..." diye yanıtladı ötekini.
Onlar da bizim gibi diğer kardeşlerimizi bekleme kararı aldılar. Galiba bizi öbür domates fidelerinden ayrı, kabakların yanına ekecekler, öyle duyduk.
Biz dokuz kardeş çevremize bakınıp kendi aramızda konuşuyoruz. Aramızdaki yabancılar da bizi anlamıyorlar ama onlar çok sessizler.
Yazık, onların çevrelerine verebilecek domatesleri de olmayacakmış.
Topraktan yapraklarımızı çıkardığımız ilk günden bu yana yeni yeni yüzlerle tanışıyoruz.
Yanımıza ekilen tohumlar da çıkmaya başladı. Onlar papatya, karanfil ve aslanağzı imişler. Bizim gibi boyları on cm. olunca bahçenin başka yerlerine dikileceklermiş. Ne çoklar bir görseniz...
Uzaktan biz baklayız, biz sarımsağız, biz soğanız gibi sesler duyduk. Onların da bizim sesimizi duyduğunu sanıyoruz ama daha yanyana gelemedik.
Ha... bir de kabarık tüylü bir kedi var, adı Marko imiş. Her gün bizim yanımıza gelip taklalar atıyor. Öylesine mutlu dolaşıyor ki bahçe içinde, ona özeniyoruz.
Bizler size yine yazacağız.
Ev sahiplerimiz de selam ediyor.
Hoşça kalın.

21 Nisan 2008 Pazartesi

Merhaba PDA dostları...

Biz yirmi kardeş iki gün önce Lüleburgaz'a geldik. Zarfın içindeki poşette; yumuşacık peçetenin içinde rahatımız yerindeydi ama uzun zamandır üretken olamamanın verdiği sıkıntı keyfimizi bozuyordu.
Zarfın açılmasını, yeni bakıcımızın kim olduğunu, nasıl bir ortamda dünyaya geleceğimizi merakla bekliyorduk. İki gün neden bizi o kapalı yerde beklettiler bilmiyoruz. Sanırım yeni bakıcılarımızın bizlerden uzakta başka işleri vardı.
Bu pazar sabahı bizim de yaşam kaynağımız olan ilkbahar güneşini gördük. Biri zarfı açmıştı ve "Pembe Domates Ağı'na tekrar hoşgeldiniz" diye başlayan bir yazı okuyordu. Sonra aniden kesti okumayı. Bizlerin görmediği bir başkasına "Ne garip!... anımsadın mı PDA'yı?" dedi. Güldü öteki de; "ha evet, seksen öncesinden "Proleter Devrimci Aydınlık" aklına geldi değil mi?" dedi. Gülüştüler.
Bizler de peçetenin içinde birbirimize anlamsızca baktık.
Ve en sonunda üzerimizi kaplayan her şeyi açıp bizi dışarıya çıkardılar.
Sevgili PDA dostları, çevreyi görünce yüreğimiz ağzımıza geldi... Biz sanki yaşamımızın ilk yıllarına 2005 yılının Çerkezköy'de Hafize Baliç'in bahçesine dönmüştük. Yemyeşildi her yer. Güzel bir evin geniş bir bahçesinde yaşamımız sürecekti. Birbirimizi sevinçle nasıl da kucaklamıştık.
Yeni bakıcımızı o bahçede gördük. 50-55 yaşlarında bir bey'di. Eşi de o yaşlardaydı ve kucağında çok uzun tüyleri olan kocaman bir kedi vardı.
Coşkulu bir telaşla bize bakacakları yeri hazırladılar.
Güneşte iyice yanmış gübreyi bahçe toprağına iyice karıştırıp bir sandığın dibine yaydılar. Bastırarak sıkıştırdılar. Bizleri beşer santim arayla o toprağın üzerine dağıttılar ve üzerimize bir santim yüksekliğinde toprak örttüler. O toprağı da biraz bastırdıklarını hissettik. Hiç canımız acımadı ama yirmi kardeş ayrı düşmüştük. Seslerimizi birbirimize duyurmamız zor oluyordu.
Yeni bakıcılarımız bizlere ilk can suyumuzu verdiler ve bahçenin güneşli bir yerine sandığımızı koydular.
Biraz gurbette sayılırız ya, ilk gecemiz önemli bizim için. Yeni yerimizde bakalım neler yaşayacağız. Yeni bakıcılarımız bizlere nasıl davranacaklar.
Bizleri hiç merak etmeyin şu anda çok iyiyiz.
Tüm gelişmeleri sizlere yazacağız. Haa, yeni bakıcılarımız da sizlere selam ediyorlar.
Özlem dolu sevgilerimizle...